24. YÜCE ALLAH'IN LÜTUFLARI. 1

Bu Hadisin Önemi: 2

Kudsi Hadisin Tanımı: 2

Kur'ân-I Kerim İle Kudsi Hadis Arasındaki Fark: 2

Kudsi Hadis İle Nebevi Hadis: 3

Zulmün Tanımı: 3

Zulüm iki türlüdür: 3

Zulüm Haram Kılınmıştır: 4

Yüce Allah Zulmetmekten Münezzehtir. 5

Kullar Muhtaç Olmayan Yüce Allah'a Muhtaçtır: 5

İnsan İslâm'ı Kabul Edecek Fıtratta Yaratılmıştır: 6

Allah'tan Hidayet Dilemek: 7

Yüce Allah'tan Mağfiret 7

Allah'ın, Mahlûkatına İhtiyacı Yoktur: 7

Allah'ın Hazineleri Bitip Tükenmez: 7

Ameller Tesbit Edilir: 8

Allah'a Nimetlerine Karşı Hamdetmek: 8

Bu Hadisten Anlaşılan Bazı Hükümler: 9

 

 

 

 

24. YÜCE ALLAH'IN LÜTUFLARI

 

Ebu Zerr el-Gıfâri (r.a)den, O Peygamber {s.a)'den, (Peygamber de) Aziz ve Celil olan Rabb'inden şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Kullarım, gerçek­ten ben zulmü kendime yasak kıldım. Onu da aranızda haram kıldım. O bakımdan birbirinize zulmetmeyin. Kullarım, hepiniz dalâlettesiniz, kendisi­ne hidâyet verdiğim müstesna. O bakımdan benden hidayet dileyiniz, ben de sizi doğru yola ileteyim. Kullarım, hepiniz açsınız, benim yedirdiklerim müstesna. O bakımdan benden yedirmemi isteyiniz, ben de size yedireyim. Kullarım, hepiniz çıplaksımz, benim giydirdiklerim müstesna. O bakımdan benden giydirmemi isteyiniz, ben de sizi giydireyim. Kullarım, hepiniz gece gündüz günah işlemektesiniz, ben de bütün günahları bağışlarım. O bakım­dan benden mağfiret dileyin, ben de günahlarınızı bağışlayayım. Kullarım, sizler asla bana zarar veremezsiniz ki, bana zarar vermeniz söz konusu ola­bilsin. Asla bana fayda ulaştıramazsınız ki, bana fayda vermeniz söz konusu olsun. Kullarım, ilkinizle sonunuzla, cinninizle insanınızla aranızdan en mut­taki olan bir kişinin kalbi gibi takva üzere olsanız, bu dahi benim mülküme hiçbir şey ilâve etmez. Kullarım, ilkinizle sonunuzla, insanınızla cinninizle aranızdan en günahkâr olan kimsenin kalbi üzere bulunsanız, bu dahi be­nim mülkümden hiçbir şey eksiltmez. Kullarım, ilkinizle sonunuzla, insanınızla cinninizle hep birlikte bir tümsekte toplansalar, hepsi benden dilekte bulunsalar ben de her insana dileğini verecek olsam, bu benim yanımdaki şeylerden ancak iğnenin denize sokulduğu (ve çıkarıldığı) vakit eksilttiği ka­dar birşey eksiltir. Kullarım ne yaparsanız onlar sizin amellerinizdir. Ben si­zin için onları sayıp tesbit ediyorum. Sonra da onları size eksiksiz verece­ğim. Her kim hayır bulursa, bundan dolayı Allah'a hamdetsin. Her kim bundan başka birşeyle karşılaşırsa kendisinden başka hiçbir kimseyi kına­masın.[1]

 

Bu Hadisin Önemi:

 

Bu hadisin önemi çok büyüktür. Çünkü dinin birtakım esas ve fer'i me­selelerini kapsamaktadır:

Zulmün haram olduğunu, adaleti uygulamanın gerektiğini açıkça ifade etmektedir. Bu ise Muhammed (s.a) ile gönderilen Şeriat'ın en büyük mak­satlarından birisidir.

Allah'tan hidâyet istemek, ihtiyaçları talep etmek için duayı, duanın da kulun Aziz ve Celil olan Rabb'ine kendisi vasıtasıyla yaklaştığı ibâdetlerin en büyüklerinden olduğunu; Yüce Allah'ın birtakım sıfatlarını tesbit ettiğini, açıkça ortaya koymaktadır. Şanı Yüce Allah, yaratıklara muhtaç değildir (Gani'dir). Masiyet O'na zarar vermediği gibi, itaatin de O'na faydası olmaz. Ayrıca Allah'ın tazim ve tenzihi, tevhidin esaslarındandır.

Hadis aynı zamanda bir kısım âdabı da açıkça dile getirmektedir. [2]

 

Kudsi Hadisin Tanımı:

 

'Ebu Zerr el-Gıfâri (r.a)'den, O Rasulullah (s.a)'tan (O da) Aziz ve Celil olan Rabb'inden şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:..."

İşte bu kudsi hadise, aynı zamanda ilâhi hadis, Rabbani hadis de denilir. Bu da Rasulullah (s.a) tarafından Yüce Allah'a isnad edilmek suretiyle nak­ledilen hadise denilir. Bu tür hadislerin rivayetinde iki siga kullanılır:

1- Kudsi hadisi rivayet eden kişi: Rasulullah (s.a) Aziz ve Celil olan Rab-binden rivayetle şöyle buyurmaktadır, der.

2- Bu hadisi rivayet eden kişi: Rasulullah (s.a) buyurdu ki: Yüce Allah buyurdu ki; yahut Yüce Allah buyurmaktadır ki; der. İlk ibare Selefin kul­landığı ibaredir. Bundan dolayı Nevevi -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- onu tercih etmiştir. [3]

 

Kur'ân-I Kerim İle Kudsi Hadis Arasındaki Fark:

 

1- Kur'ân-ı Kerim, lafzıyla da manasıyla da Allah'tandır. Kudsi hadis ise manası Allah tarafından Rasulullah (S.A.S.)'e telkin edilir, Rasulullah (s.a)da bu anlamı kendi değerli sözlerine büründürür.

2- Kur'ân tümüyle sübutu kafidir. Zira Kur'ân-ı Kerim tevatür yoluyla nakledilmiş olup, Şanı Yüce Allah onun değiştirilmesinden ve değişikliğe uğratılmasmdan korumayı tekeffül etmiştir: "Muhakkak Zikr'i (Kuran'ı) Biz indirdik ve şüphesiz onu koruyacak olanlar da bizleriz."(ei-Htcr, ıs/9) Kudsi ha­dis ise tevatür ile nakiedilmeyebilir ve onun arasında da sahih olanı da var, zayıf olanı da var, mevzu olanı da var.

3- Kur'ân tilâvetiyle teabbüd olunur, namazda kıraat edilir. Mücerred okunması dahi ibadettir. Kur'ân okuyan bir kimse okuduğu her harf karşılı­ğında on hasene alır. Kudsi hadis için ise böyle birşey söz konusu değildir.

4-  Kur'ân-ı Kerim'in her bir cümlesine bir âyet-i kerime, bağımsız âyetler topluluğuna sûre denilir. Kudsi hadiste ise böyle birşey söz konusu değildir.

5- Kur'ân lafzında icaz vardır. Allah onun lafzıyla arapların fesahat ve balagat erbabına meydan okumuştur. Kudsi hadiste ise böyle birşey sözko-nusu değildir. [4]

 

Kudsi Hadis İle Nebevi Hadis:

 

Nebevi hadis, Peygamber (s.a)'in söylediği ve metluvv olmayan vahiydir. Nitekim Yüce Allah: "O kendi hevâsından konuşmaz. O ancak vahyolunan bir vahiydir."fen-Necm, 53/3) diye buyurmaktadır. Vahiy, genel olarak Rasulullah (S.A.S.)'in hadislerinde de söz konusudur. Çünkü Rasuîuliah (s.a) Kur'ân'ı açıklamakla ve Kur'ân'ın gölgesinde Şeriat'ın kaidelerini ve esaslarını koy­makla mükellef idi.

Vahiy ise, O'nun doğru yaptığını takrir ile karşılardı. Eğer içtihadında doğruyu isabet ettirmemiş ise, derhal vahiy onu doğrulturdu. Bu ise her bir hadis muayyen olarak ona vahyolunmuş anlamında değildir. Aksine bu şu demektir: Bu, hadisler genel olarak vahiy kapsamı dışına çıkmazlar, de­mektir. Kudsi hadisin ise anlamı Yüce Allah tarafından Rasulüne vahiy yol­larından bir yolla telkin olunur, sonra da Rasulullah (s.a) onun anlamlarını kendi lafızlarına döker.

Kudsi hadisin Yüce Allah'a nisbet edilmesi lafzı itibariyle değil de, muhtevasının ona nisbet edilmesi kabilindendir. Böyle bir üslûp ise Kur'ân-ı Kerim'de çokça kullanılmış bir yoldur. Yüce Allah her bir Peygamberin kav­mi ile hitablarını Arapça konuşmamış olmalarına rağmen, bu olayları Arap­ça bir dille aktardığı konumlar pek çoktur. [5]

 

Zulmün Tanımı:

 

Zulüm, herhangi bir şeyi olması gereken yerden başka bir yere koymak demektir.

Zulüm, aslı itibariyle haksızlık ve haddi aşmak demektir. Zulüm, yine mutedil olanı bırakıp uzaklaşmak anlamına da kullanılır. Araplar; bu doğru­ya bağlı kalmaya devam et ve ondan zulmetme, yani ondan uzaklaşma, derler.[6]

 

Zulüm iki türlüdür:

 

1- Kulun kendi nefsine zulmetmesi: Bunun en büyüğü de Yüce Al­lah'a ortak koşmaktır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz şirk çok büyük bir zulümdür."(Lakman, 3i/i3) Bundan sonra büyüğü ile küçüğü ile masi-yetleri işlemek gelir. Allah'a isyanı,gerektiren işler yapan kimse,.kendi nef­sine zulmetmiş olur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Yalnız onla­ra zulmedebilmeniz için zararlarına olmak üzere onları tutmayın. Kim bunu yaparsa şüphesiz kendi kendisine zulmetmiş olur."(ei-Bakara, 2/231) Bir başka yerde de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz ki o kendi kendisine zulmetmiş olur."(et-Taiâk, 65/i) Bu hususta âyet-i kerimeler pek çoktur.

2- Kulun başkasına zulmetmesi: Bu hususta da kullara zulümden sa­kındıran pek çok nass vârid olmuştur. [7]

 

Zulüm Haram Kılınmıştır:

 

Rasulullah (S.A.S.)'in naklettiği: "Ve onu aranızda haram kıldım; o hal­de birbirinize zulmetmeyin" buyruğu, bütün suret ve şekilleriyle zulmün ha­ram kılınmış olduğunu göstermektedir. Zulme düşmekten korkutan, kaçın­dıran pek çok nass vârid olmuştur. Bunların bazılarını aktaralım:

1- Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Sizden kim zulmederse, biz de ona çok büyük bir azab tattırırız."KFuHcan, 25/19) Hakimler hakimi zulme düşen-kimseyi büyük azab ile tehdit etmektedir. Bu ise mükellefleri zulme sap­maktan korkutmakta, tehdit etmektedir.

2- Yine Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Rabb'in zulmedenler oldukla­rı halde bulunan ülkeleri yakaladığı zaman işte böyle yakalar. Şüphesiz onun yakalayışı pek acıklı, pek şiddetlidir."(Hud, 11/102) Bu ise zulmü kabul eden, zulmü mubah gören toplumlara büyük bir tehdit anlamındadır,

3- Câbir {r.a) den, Rasulullah (s.a) buyurdu ki: "Zulümden sakının, çün­kü zulüm Kıyamet gününde zalumâtdır.[8] Zulümden sakının, buyruğunun anlamı ise, ondan uzak durun, ona yaklaşmayın demektir.

4- Ebu Umâme {r.a) den, dedi ki: Rasulullah (s.a) şöyle buyurdu: "Üm­metimden iki sınıf vardır ki, benim şefaatime asla nail olamayacaklardır: Zalim ve gözü zulümden başka birşey görmeyeYı yönetici[9] ile, (haktan) uzaklaşan ve hırsızlık (özellikle de ganimetten hırsızlık) yapan herkes.[10]

5- Ebu Musa (r.a)'dan, dedi ki: Rasulullah (s.a) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah zalime mühlet verir. Nihayet onu yakaladı mı, artık bırakmaz.[11]

Aziz ve Celil olan Allah, zalime mühlet verir ve kendisinin bildiği ve bi­zim için saklı kalan bir hikmet dolayısıyla onun cezasını erteleyebilir. Fakat hiçbir şekilde o zalim Allah'ın azabından ve cezasından kurtulamaz. Acaba insanların tepesine dikilmiş, onlara musallat olmuş bu zalimler bu tehdidin farkında mıdırlar? Bu tehdidi kavrayıp da vakit geçmeden Allah'ın yoluna dönecekler midir? Burada İmam Şafii'nin hatırımıza gelen şu beyitlerini kaydedelim:

Herhangi bir zalim zulmü güzel bir yol olarak görecek olur da

Büyüklüğe kapılarak o çirkin amelleri kazanmaya dalarsa,

Artık, sen onu gecelerin musibetlerine havale et,

Çünkü onlar o zalimin hesabına katmadığı şeyleri çağıracaklardır;

Nice zalim ve azgın kişi gördük,

Büyükîendiği için, yıldızın bineğinin gölgesinde kaybolduğu kanaatine kapılır.

Fazla zaman geçmeden o, gafletleri içerisine dalmışken

Yiyip bitiren musibetler onun kapısına (bineğini) çöktürür,

Bir de bakmış ki ne mal kalmış, ne umulacak bir mevki

Ne de kitabına yazılacak hasenat

Vaktiyle yapmış olduğu şeylerin aynısıyla karşılık verilir ona

Ve Allah ona azabının kamçısını yağdırıverir.[12]

O bakımdan zulümden kaçınmak, müslüman için bir görevdir. Çünkü zulüm Allah'ın gazab ve cezasına sebeptir. İnsanlar arasında kin ve düş­manlığın yayılmasına sebeptir. Savaşlara, ayaklanmalara sebeptir. Toplum­ların çöküşüne, uygarlıklarının yıkılıp gidişine sebeptir. [13]

 

Yüce Allah Zulmetmekten Münezzehtir

 

Rasulullah (S.A.S.J'in bize naklettiği: "Kullarım, şüphesiz ben zulmü kendime haram kıldım" buyruğunda Yüce Allah'ın, kendi yüce zatına zul­metmeyi yakıştırmadığını ifâde etmektedir. Rabb'imizin Kitab'ında bu husu­sa tanıklık edecek pek çok nass da vardır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ben asla kullara zulmedici değilim. "m, 50/29); "Allah âlemlere zulüm dile­mez.'Vah irmân, 3/108); "Allah kullara zulüm dilemez."fei-Mü'mm, 40/31); "Allah kulla­ra asla zulmedici değildir."(Fussüet 41/46)

Yine Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz Allah insanlara en ufak bir miktar bile zulmetmez."(Yunus, \o/u)\ "Muhakkak Allah, bir zerre ağırlığı kadar dahi zulmetmez."(en-Msö, 4/40)

O her türlü eksiklikten münezzeh, büyük bir Rab'dır. İbadete, tazime ve azameti önünde eğilmeye lâyık olan yalnız O'dur. Çünkü O, zulmetmek di-leseydi, hiç kimse O'na karşı koyamazdı. Fakat O, kendi zatını bu büyük-noksanlıktan tenzih buyurmuştur. O bakımdan müslüman kimsenin Rabb'ini zulümden tenzih etmesi, O'nun bütün emir ve yasaklarında, bütün buyruklarında biricik adaletli hüküm koyucu olduğuna inanması gerekmektedir.

Nevevi der ki: Zulüm, Allah hakkında müstahil (imkânsız)dir. Kendisin­den yukarıda ve kendisine itaat edeceği hiçbir kimse olmadığı için, O'nun sınırı aşması nasıl söz konusu olabilir ve bütün âlem O'nun egemenliği ve saltanatı altında olup her şey O'nun mülkü olduğuna göre mülkü olmayan bir şeyde tasarrufu nasıl sözkonusu olabilir?[14]

 

Kullar Muhtaç Olmayan Yüce Allah'a Muhtaçtır:

 

 "Kullarım, hepiniz sapıksınız. Kendisine hidâyet verdiğim müstesna. O halde benden hidâyet isteyin ki, ben de sizi hidâyete ileteyim. Kullarım, he­piniz açsınız, kendisini yedirdiklerim müstesna. O bakımdan benden sizi ye­dirmemi isteyiniz, ben de sizi yedireyim. Kullarım, hepiniz çıplaksınız, ken­disini giydirdiklerim müstesna. Benden sizi giydirmemi isteyiniz, ben de sizi giydireyim. Kullarım, sizler gece ve gündüz günah işleyip duruyorsunuz, bense bütün günahları bağışlarım. O halde benden mağfiret dileyin, ben de size mağfiret edeyim" buyruğu, bütün yaratıkların dünyada da âhirette de fayda elde etmek ve zararı önlemek için Aziz ve Celil olan Allah'a muhtaç 'olduklarına delildir. Kur'ân-ı Kerim'de bizim muhtaçlığımın!, acizliğimizi, za­yıflığımızı, dünya hayatımız ve âhiretimiz ile ilgili bütün hususlarda O'na muhtaç olduğumuzu hatırlatan birçok âyet-i kerime bulunmaktadır.

Bizim Yüce Allah'ın hidâyetine muhtaç oluşumuz ile ilgili olarak Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah kime hidayet ederse o, doğru yola erdi­rilmiş, kimi de saptırırsa, artık onun için doğruya iletici bir dost ve yardımcı (veli) bulamazsın."(ei-Kehj, ıs/17)

Yüce Allah'ın rızkına ihtiyacımız hakkında da şöyle buyurulmaktadır: "Yeryüzünde yürüyen ne kadar canlı varsa, hepsinin rızkını vermek Allah'a aittir."(Hud, n/6)

Bizim Rabb'imizin rahmetine muhtaç oluşumuz hakkında da şöyle bu-yurulmaktadır: "Allah insanlara herhangi bir rahmet açacak olursa, onu tu­tacak olmaz, tuttuğunu da artık ondan sonra bıraktıracak olmaz. O Azizdir {her şeye galiptir), hikmeti sonsuzdur.'Vratır, 35/2)

Rabb'imizin mağfiretine muhtaç oluşumuz ile ilgili olarak da şöyle buyu-rulmaktadır: "Rabb'imiz, biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz, bize merhamet buyurmazsan, hiç şüphesiz zarara uğrayanlardan oluruz."(ei-A'râf, 7/23)

İşte bundan dolayı İbrahim (a.s.), kavmini Allah'ın ibâdetine çağırırken, onlara yemek yedirenin, doğru yola iletip hidâyet verenin, hastalıktan şifa verenin, su verenin, öldürenin ve hayat verenin O olduğunu belirterek delil getirmişti. İşte Yüce Allah, İbrahim (A.S.)'in kavmine söylediklerini bize şöylece nakletmektedir: "Gördünüz mü şu sizin ve önceki atalarınızın tap­tıklarını! Onlar şüphesiz benim düşmanımdır. Alemlerin Rabb'i müstesna. Çünkü O beni yaratan, bana doğru yolu gösterendir. Beni yediren ve bana içiren O'dur. Hastalandığımda bana şifa veren O'dur. Beni öldüren, sonra diriltecek oları da odur. Kıyamet gününde günahımı mağfiret etmesini ümid ettiğim de O'dur. Rabb'im bana bir hüküm ver ve beni salihlere kat.'Vş^m, 26/75-83)

Bu niteliklere sahip olan ise, kendisine ibadet edilmesi, kendisine sığı­nılması ve ondan başkasına iltifat olunmaması gereken hak ilâhın ta kendi­sidir. [15]

 

İnsan İslâm'ı Kabul Edecek Fıtratta Yaratılmıştır:

 

Hadisteki: "Hepiniz sapıksınız, kendisine hidayet verdiklerim müstesna" ifadesi, yine Rasulullah (S.A.S.)'in Yüce Allah'tan naklettiği: "Ben kullarımı hanifler olarak yarattım.[16] mealindeki hadisine aykırı değildir. Bir rivayette de: "Şeytanlar gelip onları önlerine katarak doğru yoldan saptirdi.[17] şek­lindedir. Kul İslâm'ı kabul edecek fıtratta yaratılmıştır. Fakat insanın fiilen İslâmı öğrenmesi gerekir. Zira o İslâmı öğrenmeden önce, bilmeyen bir câhildir. Nitekim Yüce Allah Peygamberine hitaben şöyle buyurmaktadır: "Ve seni yolunu şaşırmış buldu da doğruya iletmedi m\?%d-Duhâ, 9W) Ayet-i kerimeden maksat ise O, senin bilgisiz olduğunu görüp sana vermiş olduğu Kitap ve Hikmet sayesinde seni doğruya iletti, demektir. Nitekim Yüce Al­lah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: "Böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Kitab'ın da imanın da ne olduğu bilmezdin. Fakat biz onu kendisiyle kullarımızdan dilediğimizi hidâyete ilettiğimiz bir nur kıldık.'Ves-Surâ. 42/52}

O halde insan, hakkı kabul edebilecek bir fıtrata sahip olarak dünyaya gelir. Eğer Allah kendisine hidayet verecek olursa, kendisine hidayeti öğre­tecek ve böylelikle potansiyel olarak hidayete iletilme özelliğine sahip iken fiilen hidayet bulan bir kimse olur. Eğer Allah onu yardımsız bırakmayı mu-rad ederse, bu sefer fıtratını değiştirecek kimseler ona musallat olur ve bun­lar da onu dosdoğru yoldan saptırıp uzaklaştırır. Nitekim Rasulullah (S.A.S.) de şöyle buyurmaktadır: "Ve her doğan fıtrat üzere doğar. Ta ki di­li kendisi hakkında açıklamada bulununcaya kadar. Sonra da annesi babası, onu yahudi, hıristiyan yahut da mecusi yapar.[18]

 

Allah'tan Hidayet Dilemek:

 

Genel anlamıyla İslâm'a ve imana hidâyet, her mü'min için söz konusu­dur. İman ve İslâmın çeşitli bölümlerinin tafsilâtını bilmek şeklindeki mufas­sal hidayet ve Yüce Allah'ın, bunun gereğini yapması için kula yardımcı ol­masına gelince; işte mü'minin gece gündüz muhtaç olduğu hidâyet budur. Bundan dolayı Yüce Allah farz namazların her bir rekatında bu hidâyeti ta­lep etmeyi bize farz kılmaktadır: "Bizi dosdoğru yola ilet!'V«/-fistJho, ve) Müslüman kimsenin duâ ederek hidâyeti talep etmesiyle birlikte, hidâyete ulaştıracak sebeplere yapışmak konusunda da nefsiyle gereken mücadeleyi vermesi gerekir. [19]

 

Yüce Allah'tan Mağfiret[20]

 

"Kullarım, sizler gece gündüz hatâ etmektesiniz, ben de bütün günahları bağışlarım, O halde benden mağfiret dileyin ki, ben de size mağfiret edeyim" buyruğunda, küçük ve büyük günahlardan ötürü Allah'tan mağfiret ta­lep etmek teşvik edilmektedir. Bundan dolayı Rasulullah (s.a) bir günde yüz defadan daha fazla Allah'tan mağfiret dilerdi. Rasulullah (S.A.S.) şöyle bu­yurmaktadır: "Allah'a yemin olsun, şüphesiz ki ben bir günde yetmiş defa­dan daha fazla Allah'tan mağfiret diler ve O'na tevbe ederim.[21]

 

Allah'ın, Mahlûkatına İhtiyacı Yoktur:

 

Hadisteki: "Kullarım, şüphesiz ki sizler bana zarar verebilecek noktaya erişemezsiniz ki, bana zarar verebilesiniz. Siz asla bana fayda verebilecek noktaya gelemezsiniz ki bana faydalı olabilesiniz." buyruğundan anlaşıldığı­na göre, kullar hiçbir şekilde Allah'a herhangi bir fayda ya da zarar vere­mezler. O, zatı itibariyle itaatlere muhtaç değildir.

İtaatten asıl yararlananlar kulların kendileridir. Yine masiyetten zarar görenler kullardır. Bu husustaki âyet-i kerimeler pek çoktur. Bunların bazı­larını kaydedelim: "Küfürde süratle koşuşanlar, seni üzmesin, çünkü şüphe­siz onlar Allah'a hiçbir zarar veremezler.'VAiı /mrân, m7(,y, "Kim de ökçeleri üzerine gerisin geri dönerse, asla Allah'a hiçbir zarar veremez."(An /mrân, 3/144); "(Kestiğiniz o kurbanların) etleri de kanlan da Allah'a ulaşmaz, fakat O'na ulaşan sizin takvânızdır."fei-Hacc, 22-37) Ama Yüce Allah kullarının kendi­sine itaat etmelerini, kendisinden sakınıp korkmalarını sever, buna karşılık masiyet etmelerinden hoşlanmaz, küfre sapmalarına razı olmaz. [22]

 

Allah'ın Hazineleri Bitip Tükenmez:

 

Hadisteki: "Kullarım, ilkinizle sonunuzla, insanınızla cinninizle hep bir­likte bir tepe üzerinde dikilseniz ve hepsi benden dilekte bulunup ben de onların her birisine ayrı ayrı dilediğini verecek olsam, bu dahi benim ya-nımdakinden ancak iğnenin denize sokulup (çıkartıldığı) zaman eksilttiği ka­dar bir şey eksiltir." Allah'ın hazineleri asla bitip tükenmez. Bağışları, o ha­zineleri eksiltmez. İlkiyle, sonlarıyla bütün cinlere ve insanlara istedikleri her şeyi verse bile.

Ebu Hüreyre (r.a)den, Rasulullah (s.a) şöyle buyurdu: Aziz ve Celil olan Allah buyurdu ki: "Sen infak et, ben de sana infâk edeyim." Yine şöyle buyurmuştur: "Allah'ın eli dopdoludur. Hiçbir harcama onu eksiltmez. O gece ve gündüz her zaman için kullarına bağışlarda bulunmaktadır." Yine de­vamla şöyle buyurdu: "Göğü ve yeri yarattığından beri verdiklerini bir düşü­nünüz. Bunlar dahi elinde bulunanları eksiltmiş değildir. Arşı suyun üzerin­de idi, mizan onun elindedir, alçaltıp yükseltir. [23]

 

Ameller Tesbit Edilir:

 

Hadiste geçen: "Kullarım, ne yaparsanız onlar sizin amellerinizdir, onla­rı sizin için sayıp tesbit ediyorum, sonra size onların karşılıklarını eksiksiz vereceğim." buyruğu Yüce Allah'ın kulların amellerini sayıp tesbit ettiğine, sonra da amellerinin karşılığını kendilerine vereceğine delildir. İman edip salih amel işleyene en güzel mükâfat vardır. Küfre sapıp isyan edene de kötü akıbet vardır. Bu hadis Yüce Allah'ın şu buyruğunu andırmaktadır: "Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görecektir, kim de zerre ağırlığı kadar bir kötülük işlerse onu görecektir."(ez-zuzâi, 99/7-8); "Ve ne işlemişlerse onu hazır bulacaklardır. Rabb'in kimseye zulmetmez."iei-Keh/r ıs/49); "Allah'ın hepsini dirilteceği o günde, ne işlediklerini kendilerine haber verecektir. Al­lah onları (yaptıklarını) bir bir saymış, onlarsa o yaptıklarını unutmuş ola­caklardır. " (el-Mücâdele, 58/6)                                         

İfadeden anlaşıldığına göre maksat, Kıyamet gününde amellerin eksik­siz verileceğidir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Muhakkak Kı­yamet gününde mükâfatlarınız size eksiksiz verilecektir."(An imrân, 3/185) Amel­lerin karşılığının verilmesinin hem dünyada hem âhirette olması ihtimali vardır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Kim bir kötülük işlerse ona karşılığı verilir.'Ven-Ni«ı, 4/123) Mü'min bazan dünyada yaptıklarının cezası­nı görebilir, iyilikleri de Kıyamet günü için ona saklanabilir ve o gün müka­fatı hem eksiksiz verilir, hem de yaptığı iyilikler ona kat kat fazlasıyla artırılır.

Kafire gelince; Yüce Allah yaptığı iyiliklerin karşılığını ona dünyada aci­len verebilir, kötülüklerinin karşılığı ise Kıyamet gününe saklanır ve fazlalık sözkonusu olmaksızın kötülüklerinin misliyle cezalandırılır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ta ki, kötülük işleyenleri, yaptıklarının karşılığı ile cezalandırsın.'Ven-Necm, 53/31) [24]

 

Allah'a Nimetlerine Karşı Hamdetmek:

 

Hadiste yer alan: "Kim bir hayır bulursa bundan dolayı Allah'a hamdet-sin, kim de bundan başkasını bulursa kendisinden başka kimseyi kınama­sın" buyruğuna gelince; şu anlamda olması muhtemeldir: Her kim salih amelleri dolayısıyla dünyada hayır ile karşılaşırsa, o kimsenin bundan dolayı Allah'a hamdetmesi gerekmektedir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmakta­dır: "Erkek olsun, kadın olsun kim mü'min olduğu halde salih bir amel işler­se, şüphesiz biz ona çok güzel bir hayat yaşatırız ve elbette işlediklerinin daha güzeliyle onları mükâfatlandınnz.'Ven-Nahi, ıe/97)

Her kim kötü amellerinin âkibetini dünya hayatında bulacak olursa, o kimse de bundan dolayı yalnızca kendisini kınamalı, Allah'tan mağfiret dile­yip O'na tevbe etmelidir: "Biz onlara en büyük azabdan önce (dünyada) ya­kın azabdan da mutlaka tattıracağız. Olur ki dönerler."(es-secde, 32/21)

Hadisteki bu ifade, başka bir anlamda da olabilir. Yani pişmanlığın fay­da vermeyeceği bir zamanda kendisinden başkasını kınamasın. Buna göre "Allah'a hamdetsin" buyruğundaki emir ile "kendisinden başka kimseyi kı­namasın" buyruğundaki emrin anlamı, haber vermek olur (yani Allah'a hamdedecektir;.. kendisinden başka kimseyi kınamayacaktır... anlamında).

Yüce Allah, Cennetliklerin Allah'ın kendilerine ihsan edeceği nimetler­den dolayı Allah'a hamdedeceklerini bize haber vermektedir: "Bizi buna ka­vuşturan Allah'a hamdoîsun. O bizi bu yola iletmeseydi, biz kendiliğimizden bunu bulamazdık, diyeceklerdir."(ei-A-raj, 7/43) Yine Yüce Allah bize Cehen­nemliklerin kendilerini kınayacaklarını da şöylece haber vermektedir: "O halde beni kınamayanız, bilakis kendinizi kınayıniz.'V/brahim, 14/22) [25]

 

Bu Hadisten Anlaşılan Bazı Hükümler:

 

1- Bu hadis-i şerifte insanın ihtiyaç duyacağı ister diniyle, ister dünya­sıyla ilgili her türlü menfaate dair dilediğini Allah'tan istemesi gerektiğine delil vardır. Çünkü hayır, bütünüyle Allah'ın elindedir.

2- Yine hadis-i şerifte kalbin önemine de delil vardır. Çünkü takvada da günahkârlıkta da asıl olan kalplerdir. Kalp istikamet üzere oldu mu, sair or­ganlar da istikamet üzere olurlar. Kalp günaha yöneldi mi, diğer organlar da bozulurlar.

3- Hadis-i şerifte hayır ve faziletin, lütfün tümüyle Allah'tan geldiğine işaret edilmektedir. O kullan böyle bir şeyi fiilen hak etmemiş olmakla bir­likte, kendi lütfundan bunları kullarına ihsan eder. Kötülük ise kendilerin­den (yaptıklarından ötürü) gelir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Sana bir iyilik isabet ederse o Allah'tandır, sana bir kötülük isabet ederse o da kendinden (dolayı)dır.'7en-Nisa,479;

4- Nitekim hadis-i şerifte: "Kendisinden başkasını kınamasın." buyru­ğunda nefsin hesaba çekilmesine, günahlardan dolayı da pişmanlık duymak gereğine de işaret edilmektedir. [26]

 

 



[1] Müslim Şerhi, V, 439 (Müslim, Birr 55; Müsned, V, 160. -Çeviren-)

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 253-255.

[2] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 255.

[3] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 255.

[4] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 256.

[5] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 256-257.

[6] Lisânu'l-Arab,X\l, 373.

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 257.

[7] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 257.

[8] Müslim Şerhi, V, 441.

[9] Yani insanlara zulmeden hakim, yönetici ve deviet başkanı demektir. Şüphesiz yöne­ticilerin içine düştükleri en büyük zulüm, Allah'ın Kitab'ını hakim kılmamaktır. Zaten Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: "Allah'ın İndirdikleriyle hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerin ta kendileridir." (el-Mâide, 5/45)

[10] Hadisi Taberâni rivayet etmiş olup el-Elbâni hasen olduğunu belirtmiştir. Bk. Sahi-hu'l-CÖmi, 3692

[11] Buharı, V, 214; Tefsir, ll'nci Sûre; Müslim Şerhi, V, 444; Lafız Buhâri'nin.

[12] İmâm Şafii, Divânı, 23-24.

[13] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 258-259.

[14] Müslim Şerhi, V, 439

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 259-260.

[15] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 260-261.

[16] MüsHmŞerhi,V, 716.

[17] Aynı yer.

[18] Bk. Sahlhu'l-Câmi, no-. 4435. (Bk. Müsned II, 233, 275, 393, 111, 353, 435, IV, 24; Buharı, Cenaiz 80, 93; Müslim, Kader 22, 25. -Çeviren-)

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 261-262.

[19] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 262.

[20] 42'nci hadisin şerhi sırasında tevbe ile ilgili hususlara dair geniş açıklamalar gelecektir.

[21] Buhar! ,VH, 145 (Davet 3).

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 262-263.

[22] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 263.

[23] Buharı, VII, 213, (Tefsir, 11 nci sure);Müslim Şerhi, III, 33.

Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 263-264.

[24] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 264.

[25] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 265.

[26] Nazım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevi Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları: 265-266.